Çocuk ● Ergen ● Aile

ERKEN ÇOCUKLUK

Sendromsuz 2 Yaş Mümkün mü?

2-3 yaş dönemi; çocuğun bağımsızlaşmaya başladığı, sınırları test ettiği ve özerklik ihtiyacını yoğun biçimde gösterdiği sağlıklı bir gelişim dönemidir.

"2 yaş sendromu"nu artık hepimiz biliyoruz. Bir anda inatçı, laf dinlemeyen, dediğini yaptırmak için direten ve öfke nöbetlerine giren çocuklar, anne ve babalar için gerçekten şaşırtıcı ve zorlayıcı olabiliyor. 2-3 yaş arasında başlayan bu dönem hep "sendromlu" mu geçiyor? Bunun cevabını yanıtlamaya çalışacağız.

Çocuklar Neden Bu Değişimi Yaşar?

Doğduğundan beri tüm dünyası anne ve babasından ibaret olan ve tamamen muhtaç konumda olan bebekler, 2 yaş itibarıyla bağımsızlaşmaya, yürümeye ve konuşmaya başlarlar. Artan merak ve keşif arzularıyla birlikte çevresine yönelerek, anne ve babası dışındaki dünyayı deneyimlemek ve kendi başına neler yapabileceğini görmek isterler. Bu yaş çocuklarını genellikle bir çaba hâlinde, anne ve baba müdahalelerinden sıyrılmaya çalışarak her şeye "hayır, olmaz, yok, istemiyorum" der hâlde görürüz. Yemek yeme, uyuma, giyinme savaş hâlini almaya başlar. Özgüvenin şekillenmeye başladığı bu dönem, çocukların sınır ve özerklik dengesini oturtmaya başladığı bir dönemdir aslında. Ne kadar özgür olduğunu, limitlerinin neresi olduğunu, anne ve babasına ne kadar söz geçirebildiğini ve kendi başına neler yapabildiğini test eder. Bu çatışma ve test etme hâliyle, tıpkı ergenliğin minik bir provasıdır. Ve sendrom diye nitelendirilen bu dönem aslında "sağlıklı bir gelişim dönemidir".

Benmerkezcilik

Çocuklar bu yaş aralığında "benmerkezcidir". Dünyanın kendileri etrafında döndüğünü, olayların sebeplerinin kendinden dolayı olduğunu, her şeyin kendisi için var olduğunu ve onun olduğunu düşünür. Kendine ait şeyleri paylaşmayabilir; kendinden bir şeyler kopartılıyormuş hissine kapılabilir. Bu yüzden 2-3 yaşındaki çocuğun sahipleniciliğinden endişelenilmemelidir. Paylaşım duygusunu yavaş yavaş kazanacaktır.

Öfke Nöbetleri

Bu yaş döneminde çocuklar, zaman zaman öfke nöbetlerine girebilir; istediğini elde edebilmek için tutturabilir ve ağlayabilirler. Bu noktada ağlayarak, tepinerek, kendisine veya çevresindekilere zarar vererek istediğini elde etmesine kesinlikle müsaade etmemek gerekir. Anne ve babaların sınırlarının belli olması ve bunları tutarlı bir şekilde uygulamaları önemlidir. "Hayır!" gerçekten "hayır" olmalı. Tutarsız davranışlar, çocuk nezdinde ebeveynin inandırıcılığını kaybetmesine sebep olur. En kritik nokta, aslında tam da bu öfke nöbetleriyle sınırların test edildiği zamanlardır. Burada yapılması gereken; önce problemin ve duygunun gerçekten ne olduğunu anlamaya çalışıp çocuğa gerekli açıklamayı yapmaktır.

Öncelikle çocuklara neden ağladığı sorulabilir veya duygusuna anlam vermeye çalışılabilir. "Bu oyuncağı çok beğendiğin ve sana alamadığım için üzüldün, biliyorum", "tatlı yemene izin vermediğim için sinirlendin" gibi açıklamalar çocuğa anlaşıldığını ve önemsendiğini hissettirecektir. Çocuğu, ebeveynleri olarak anlamadıktan sonra kendi kendine sakinliğe kavuşmasını veya odasına gidip durumu düşünüp gelmesini beklemek hatalı olacaktır. Ortada bir sorun varken çocuğu görmezden gelmek uygun değildir. Anlaşıldığını hissettirdikten sonra yaratıcı yollarla çocuğa farklı alternatifler sunmak ve orta yolda buluşmak, inatlaşmaktan çok daha faydalı olacaktır:

  • "Şu an acelemiz olduğu için gitmemiz gerekiyor ama yarın gelebiliriz; şu an için evimizdeki oyuncakları oynamaya devam edebiliriz."
  • "Bu bebeği alamayız, ama daha küçük bir bebek alabiliriz. Hangisini istersin? Bu mu? Bu mu?"
  • "Soğuk havalarda ince kıyafetler giyemeyiz; gel bakalım, burada kışlık elbiselerin var, hangisini seçelim, sen karar ver."

Çocuklar kolaylıkla boyun eğmeyebilir; sunduğunuz alternatif ve çözümlere de direnebilirler. Ancak eğer isteklerin olması imkânsızsa, net bir biçimde "bunun mümkün olmadığını" ifade edip kararımızı tutarlı bir şekilde uygulamalıyız. Aksi takdirde "ağladığında" ve "direttiğinde" sınırları esnetebilmeye muktedir olduğunu hissedecektir. Buradaki tutumunuz yetişkinliğine ayna tutacaktır. İstemediği şeyler olduğunda, alternatiflere ve çözümlere yönelmeyi öğrenecektir.

Çocuklarımıza Ne Kadar Bağımsız Alan Bırakıyoruz?

Hayati kurallarınızda net ve tutarlı olmak çok mühim; ancak bu, otoriter bir tavır sergilememiz anlamına gelmiyor. Gerçekten diretmenin çok da önemli olmadığı konularda çocuğun bağımsızlaşmasına ve "kendi gücünü tanımasına" destek vermek gerekiyor. Çocuğun tüm bu inatlaşmaları özerklik kazanmak için yaptığını ve özgüven kazanımının bu yaşlardan itibaren başladığını unutmamak gerek. İsteklerinin ve tercihlerinin herhangi bir değişim yaratmadığını gören, sürekli bastırılan ve itaat etmesi istenen bir çocuktan ne kadar özgüvenli olmasını bekleyebiliriz? Bu açıdan çocuğun yapabileceği konularda çaba göstermesine müsaade etmek gerekir. Örneğin yemeğini kendi yeme, kıyafetlerini kendi giyme çabalarına yardımcı olabilirsiniz. "Bunu mu giymek istersin yoksa bunu mu?" gibi sorular sorarak seçim yapma fırsatı verebilirsiniz. Küçük görevler yapmasına olanak tanıyıp bunları başardığında takdir edebilirsiniz. Bu dönemdeki destekleyici tutumlarınız çocuğun özgüvenini şekillendirecek, fazla müdahale ise sadece inatlaşma doğuracaktır. Bazen çok da gerekli olmayan konularda çocuklarımıza müdahale edebiliyoruz. Bazen de henüz küçük olduğu için yapabileceği şeyleri yapmasına olanak tanımıyoruz. Çocuklarımıza ne kadar bağımsız alan bırakıyoruz?

Çocuğun Her İstediğini Yapmak mı?

Çocuğun özerklik çabaları karşılığında verilebilecek noktalarda ipleri vermek, çocuğa sınır koymayacağımız anlamına kesinlikle gelmiyor. Ebeveynden beklenen, çocuğun her dediğini yapmak kesinlikle değildir; bilakis çocuklar, sonsuz istekleri karşısında onları frenleyen ebeveynlere ihtiyaç duyar. Ebeveynler, gerekli noktalarda çocuklara sınır koyarak her şeyi yapamayacağını göstermelidirler. Aksi takdirde, tüm istekleri karşılanan çocuk, sınır görmedikçe hazlarına ket vuramaz hâle gelir. Bu noktada dengeli bir tutum bekliyoruz: Çocuğa kontrol edebileceği ve seçim yapacağı fırsatlar tanımalı, ancak genel kural ve çerçeveleri çiğnediğinde sınır koymalıyız. Örneğin anneye babaya vuran, etrafa zarar veren tutumlara kesinlikle müsaade edemeyiz; ancak çocuğun giymek istemediği bir çorap konusunda esneyebiliriz. Ortak noktalar ve alternatif yollar bulmak, bu dönemin daha rahat geçmesini sağlayacaktır.

Peki ilk sorumuza dönersek, sendromsuz 2 yaş mümkün mü? Tıpkı ergenlikte olduğu gibi, çocukların bu dönemde ebeveynlerinin taleplerini reddetme ve kendini kanıtlama çabaları doğal. Ancak bu dönemin küçük inatlaşmalarla mı yoksa yoğun öfke nöbetleriyle mi geçeceği, tutumlarınızla değişkenlik gösterebilir. Sınır ve özerklik dengelerini iyi kurduğumuz müddetçe, bu inatlaşmaları daha yumuşak bir geçişle atlatmamız mümkün.

WhatsApp